Çocuklar net kurallara ihtiyaç duyarlar!

Özgüven her koşulda iyi midir? Çocukla yüksek sesle konuşulmaz mı?

Özgüven her koşulda iyi midir? Çocukla yüksek sesle konuşulmaz mı?
Biliyoruz bu sorular ve daha fazlası kafanızda. Çocuğunuzun psikolojisini daha iyi anlayabilmek için yazımıza bir göz atın.
 
Çocuğuna hayır diyemeyen, böyle olunca da parmakta oynatılan yeni nesil anne-babalara günümüzde hayli sık rastlamak mümkün. Oysa bu tarz çocuk yetiştirme, sadece kendini önemseyen bir nesil yetişmesine neden olabilir!
Çocuğunuzun her davranışını büyüteç altına alan, ona sınırlarını öğretmede tutuk davranan ve bunun gibi hatalar yapan ebeveynler olabilirsiniz. Çocuğunuzu bu tarz yetiştirmeniz, abartılı özgüven şişirmesiyle benmerkezci, sadece kendisini önemseyen, insani duyarlılıkları zayıf kalacak bir nesil yaratmanıza neden olur. Uzmanlar, yeni nesil anne-babaların çoğu çocuğa sınırlarını öğretmekte tutuk davrandığını, özgüven aşılamada abartıya kaçtığını ve net bir ses tonuyla dur diyemediğini belirtiyor. Medical Park Fatih Hastanesi’nden Klinik Psikolog Sinem Demir ve Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü Pedagog Güzide Soyak bu konuyu sizlere açıklıyor. İşte çocuklarınızı büyütürken etrafınızdan duyduğunuz hatalı bilgiler:
 
Çocuğunuzu özgüvenli yetiştirin
Her anne baba çocuğunun kişilikli olmasını ve özgüveninin gelişmesini ister. Birçok anne-baba sınırsızlığı, davranış kontrolünde zorlanmayı özgüvenle karıştırır. İlk bebeklik döneminden itibaren temel güven duygusunun oluşturulması için sizlere birçok görev düşüyor. Temel ihtiyaçlarının zamanında karşılanması, koşulsuz sevgi ve kabul etme güçlü anne-baba-çocuk ilişkisinin ilk adımlarını oluşturur. Sevildiğini hisseden ve ihtiyaçları zamanında görülen bir bebek aynı zamanda saygı da gördüğünü anlar. Sezgilerinin çok güçlü olduğu bu dönemde duygularınızı dokunarak hissettirmek kelimelerden daha güçlü olacak.
Her çocuk biricik ve bir çocuk diğerine benzemez, bu kardeş bile olsalar geçerli bir kural. Farklılıklara saygı göstermek, karşılaştırma yapmamak, onların kendi yetenekleri ile ilgili doğru bilinçlenmelerini sağlar. İletişim kurarken göz teması kurmak, yaşına uygun kelimelerle konuşmak, onun da kendini ifade etmesine izin vermek, duyguların ifadesini önemsemek iletişimi güçlendirecek. Tutumlarınızın tutarlı ve dürüst olması da önem taşır. Tutarsız rol model olmak çocuğun kendi yeterliliğiyle ilgili olumsuz mesajlar almasına neden olur. Karşılıklı saygı ilişkinin temelinde olması gereken bir unsur. Onun birey olduğunu kabul etmek… Haklarını görmek ve bunları önemsemek ona kendisini değerli olduğunu hissettirir.
Aile ile birlikte ilerleyen yıllarda değişen çevre şartlarının, içinde bulunduğu sosyal ortamın da çocuğunuzun özgüveninde etkisi olur. Olabilecek bütün olumsuz etkilere rağmen sağlıklı ebeveyn-çocuk ilişkisi özgüvenin gelişmesindeki en önemli unsur.
“Çocuğa asla kızılmaz yüksek sesle konuşulmaz”
Çocukların onurlarını kırmamak, onları ruhsal ve fiziksel olarak korumak sadece sizin değil, hepimizin görevi. Ancak çocuk, kimi zaman net ve sert yönlendirmelere de ihtiyaç duyar. Örneğin; size herkesin yanında tekme atan 3 yaşındaki çocuğunuza, sakince “bu yaptığın pek hoş değil” demek yerine, sert ve net bir ses tonu ile “yapma!” diyerek, sert ve donuk bir yüz ifadesi ile tepki verebilirsiniz. Çünkü çocuğunuzun şiddet göstermesini normal karşılarsanız, bu davranışı artırarak yineler.
“Başkalarının yanında çocuğa kızılmaz”
Çocuğunuz, “başkalarının yanında çocuklara kızılmaz” bilgisini kullanarak, başkalarının yanında dizginlenemez davranışlar sergileyebilir. Örneğin; başkalarının yanında sürekli gürültü yapan çocuğunuza da sert bir şekilde “hayır” diyebilmelisiniz. Çünkü çocuğunuz, çevreye verdiği rahatsızlığın farkında olmaz. Ona sınırlarını öğretecek olan sizsiniz. Çocuğunuz bu sınırları ihlal ettiğinde, o anda müdahale ederek, net yönlendirmelerle bu ihlallere dur diyen taraf siz olmalısınız.
“Başkalarının çocuğuna asla müdahale edilmez”
Eskiden genç annesinin başa çıkmakta zorlandığı bir çocuğu, tatlı sert bir müdahale ile hizaya getiren teyzeler vardı. Günümüzde ise bir kafeteryada ortalığı birbirine katan bir çocuğa çoğunluk, “başkasının çocuğuna asla müdahale edilmez” düşüncesi ile sessiz kalabiliyor. Oysa görmezden gelmek, hatta çocuğa gülümsemek yerine; anne-babayı rencide etmeyecek şekilde çocuğa dönerek ”Anneni çok zor durumda bırakıyorsun ve bağırtınla da hepimizi rahatsız ediyorsun” denilebilir.
“Çocuğun her merakı giderilmeli”
Çocuğunuzun her sorusunu ayrıntılarıyla cevaplarsanız, düşünceleri ve hayal gücü yetişkin cevaplarıyla sınırsızca karşılık bulursa; çevrenin onun sorularına ve konuşmalarına yetişemediği ve bir süre sonra rahatsızlık vermeye başlayan bir çocuk haline gelebilir. Çocuğunuz, bazı sorularının cevabını kendi hayal gücünden tamamlayabilir. Her şeyi ayrıntısıyla bilmek zorunda değil. Her sorusunun ayrıntılarıyla yanıtlanması, düşünce hızını ve konuşma miktarını kontrolsüz hale getirebilir. Bu da onun kaygı düzeyini artırabilir, “yetişkin dili” ile konuşan “büyümüş de küçülmüş” bir duruma getirebilir.
“Her seslenişe cevap vermeli”
Her seslenişine (o anda bir yetişkin ile muhabbet halindeyken bile) karşılık alan çocuğunuz sınır problemi yaşar. Bir başkasıyla konuşurken konuşmanızı bölen çocuğunuza her seferinde cevap vermek; ona “Diğerlerinin birlikte yaptıkları şeyler değil, sadece senin ne istediğim önemli” mesajını gönderir. Çocuğunuz, isteğinin anında giderilmesini ister. Bunu normal karşılamak ve diğer konuşmayı önemsememek, doğrudan bu mesajı verir. Oysa bu doğru bilinen yanlışı yapmasanız bir süre sonra sizin konuşmanızın bitmesini bekleyen çocuğunuzu göreceksiniz.
“Aile içi kararlar mutlaka çocuğada sorulmalıdır”
Bu doğru bilinen ama aslında yanlış olan bir başka bilgi. 6 yaşında ancak hafta sonunda nereye gidileceğine karar vermesi istenen, 8 yaşında ancak eve alınacak mobilyayı seçen, 4 yaşında ancak akşam menüsü onun seçimine göre düzenlenen çocuklara işaret eder. Demokratikliğin çocuğunuzu kapsaması demek, aile içindeki önemli her karara çocuğunuzu da katmak demek değil. Bazı kararları sadece yetişkinler vermeli. Karar verme sistemine her zaman çocuğunuzu da katmak, hatta onu asıl karar verici yapmak çocuğunuzda yük yaratır, ego yüklemesine yol açar.
“Yemek yemeyen çocuğa asla zorlama yapılmaz”
Bu, sadece pediatrinin değil, psikolojinin de kısmen konusu. Bebeğinize abartılı şekilde yemek yedirmeye çalışmanız, 7-8 yaşlarındaki çocuğunuzun ağzına yemek tıkmanız (bu, bağımlılık açısından riskli bir belirti) ne kadar sağlıksızsa; yapısal olarak yememeye yatkın çocuklara asla baskı yapmamak da gerçekçi değil. Özellikle 2 yaş civarındaki çocuğunuz, bu konuyu iyice oyuna çevirir, yemek yerken gezer. Gezerken ya da masadayken, çocuğunuzun ağzını açmak istemediği zamanlarda da net (ancak şiddet, aşırı öfke göstermeden) yönlendirmelerle yemek yedirebilirsiniz.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir